DANIŞTAY BAŞKANI'NDAN ÖZELEŞTRİ

ANTALYA GENEL Haber Girişi : 10 Mayıs 2013 17:34
DANIŞTAY BAŞKANI'NDAN ÖZELEŞTRİ
Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu “İnsanımızın daha özgürlükçü, adil ve iyi işleyen bir anayasaya sahip olmasının zamanının geldiğini düşünüyoruz.
‘Danıştay'ın 145. kuruluş yıl dönümü ve İdari Yargı Günü’ düzenlenen törenle kutlanıyor. Danıştay konferans salonunda gerçekleştirilen programa, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Anayasa Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin, yüksek yargı mensupları ve çok sayıda davetli katıldı. Danıştay Başkanı Karakullukçu, davetlileri kapıda karşıladı.

Törenin açılış konuşmasını yapan Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu, anayasaların, bireylerin kendi adlarına güç kullanacak olan, devleti kuran, devlete verilecek yetkiler ile devletin sınırlarını belirleyen ve devletin gücü karşısında insan haklarını koruyan temel metinler olduğunu belirterek, “İnsanımızın daha özgürlükçü, adil ve iyi işleyen bir anayasaya sahip olmaları zamanının geldiğini düşünüyoruz. Bunun ülkemizin uygar dünya ile bütünleşmesi adına büyük bir adım olduğunu biliyoruz” diye konuştu.

Anayasa koyucu olan TBMM ve milletin bizzat kendisinin, mevcut anayasayla bağlı olmaksızın, yeni bir anaysa yapmaya yetkili olduğunu söyleyen Karakullukçu, devlet hizmetlerinin hangi kurumlarla yetkin bir şekilde sunulacağına nihai olarak anayasa koyucunun karar verdiğini hatırlattı. Bu kapsamda, yargı hizmetlerinin yeniden kurulması ve teşkilat yapısının belirlenmesinde anayasa koyucunun takdirinin söz konusu olduğunu ifade eden Karakullukçu, “Yargıda reform yapılması gerektiği bir sır değildir. Bizim de bu konuda önerdiğimiz değişiklikler vardır. Artık Danıştay ve Yargıtay’ın birer içtihat mahkemesi haline getirilmesi, dosya baskısından kurtarılması, yeknesak, tutarlı ve ilkesel karar vermesine olanak sağlaması gerekir. Bu yönde atılacak adımları öncelikle Danıştay destek verecektir” şeklinde konuştu.

Bununla birlikte, yargının bir bütün olarak yargısal reforma tabi tutulmada, sadece yüksek yargı olanaklarının birleştirilmesinin, olumlu sonuç vermeyeceğini savunan Karakullukçu, “Bunun olması halinde, tek yüksek yargı organı bünyesinde farklı usul hükümler, hukuk gelenekleri ve içtihatlar doğacaktır. Bu suretle yargının mevcut sorunları daha da derinleşecek, karmaşık ve idamesi zor hantal bir yapı ortaya çıkacaktır. İfade etmek istiyorum ki, bir ülkede idari yargı rejiminin bulunması insan haklarının korunmasına, hukukun yükümlülüğünün gelişmesine ve daha adil karar verilmesine katkı sunmaktadır” dedi.

Danıştay’ın, istisnalar hariç tüm medeni toplumlarda var olduğuna ve doğru bir şekilde işlediğine dikkati çeken Karakullukçu, “İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne önem verildiği bir devlet işleyişinde Danıştay’ın zorunlu olduğu kanaatindeyiz. Ülkemiz bakımdan sorun, Fransa ve Almanya’nın yaptığı reformların halen bizde hayata geçirilememesinden kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde, yeniden tartışmaya açılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na Danıştay ve Yargıtay’dan üye gönderilmesine son verilmesi kanaatimizce doğru olmayacaktır” diye konuştu.

Karakullukçu, “Yüksek yargı organlarından kurula üye seçilmesi, her şeyden önce kurulun bağımsızlığına, etkinliğine ve genelliğine katkı sunmaktadır. Bu uygulamaya son verilmesi halinde yüksek yargı organları ile ilk derece mahkemeleri arasındaki eş güdüm ve ortak çalışma kültürü zayıflayacaktır” açıklamasında bulundu.

Hazırladığı metnin dışına çıkarak bir konuşma yapan Karakullukcu, hukuku tarif etmenin hazırlanan metinlere bağlı kalmayı gerektirmediğini söyledi.

“Adalet bazılarının bahçesinde açan bir gül değildir” diyen Karakullukcu, devletin bükün organlarının adaletin eşit dağıtılması amacını taşıdığını belirtti. Karakullukçu, bunun için yasama organının milletin kendisine verdiği yetkiyle çok güzel yasalar, düzenlemeler yapabileceğini ancak yasaların uygulanmasının daha önemli olduğunu kaydetti.
Demokratik toplumların profesyonel kadrolarla oluşturula bileceğine dikkat çeken Karakullukcu, adalet dağıtanın hukukçular olduğunu ifade etti.

“KARARI BEĞENMEYEN VATANDAŞLAR BİZİ ALLAH’A HAVALE EDİYOR”

Kamu düzenini savunanların savcılar olduğunu savunma makamının ise avukatlar olduğunu belirten Karakullukcu, “Ama gerek avukatlarımız gerekse savcılarımız aslında taraftır. Bu iş içinde taraf olmayan tek taraf varsa oda değerli yargıçlarımızdır. Yargıcın bir davada yaması gereken maddi olayı tespit etmektir. Uygulama maddelerinde yanılış yapabilir ve yüksek mahkeme düzeltir diye düşünebilirsiniz ama maddi olayın tespitinde herhangi bir yanlışlık yapılırsa artık koyacağınız hüküm de doğru olmayacaktır. Yargısal kararlar bir kez kesinleştiği zaman herkesi bağlar. Düzeltme imkanı yoktur” dedi.

Kesinleşen yargısal kararların herkesi bağlayacağını vurgulayan Karakullukcu, “Karar veren hakim bile fark etse bunu değiştirme olanağı yok. Ne oluyor o zaman; hak arayan üzülüyor ve ‘adalet bu mu?’ diyor. Adalet arayan vatandaşlar bize ulaşıyor, ulu orta konuşuyor. Adalet bu mudur diyen vatandaş geliyor bizi Allah’a havale ediyor. Hakim de bir insan, bir havaleyi anlarım, ikiyi anlarım, üçü tolore ederim. Karar veren hakimin yapacağı bir şey yok. Sonra vatandaş sizin kararınız bizi tatmin etmedi. Sizi onun için Allah’a havale ediyorum diyor” diye konuştu.

“ALLAH’IN 6-7 MİLYAN KULU VAR HEP BİZİMLE Mİ UĞRAŞACAK”

“Allah’ın 6-7 milyar kulu var hep bizimle mi uğraşacak. Biraz kendimize dikkat etmemiz gerekiyor” diyen Karakullukcu, alt derece mahkemelerin kararı verelim de yüksek mahkeme nasıl olsa doğru kararı verir diye düşüncelerinin olduğunu belirterek, “Yok böyle bir şey siz en başta doğru kararı vereceksiniz” dedi.

Bir siyasi parti Genel Başkan Yardımcısının “Mahkeme ve Hakimin büyüğü, küçüğü, yükseği, alçağı olur mu? Bunlar kendilerini göler de sanıyor” dediğini aktaran Karakullukcu, gazetecilerin bu açıklamalar üzerine kendisine soru yönelttiğini ve kendisinin doğru söylediğini belirtti. Mahkemenin büyüğü ve küçüğünün, yükseğinin ve alçağının olamayacağının altını çizen Kakullukcu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Belki kıdem ve tecrübe farkı vardır. Bunun ötesi olmaz ve olamaz diye düşünüyorum. Çünkü Sulh mahkemesindeki bir hakimimizin Yargıtay, Danıştay’daki bir hakimden farkı yoktur diye düşünüyorum. Ama biz milletimizce bir husus yaratmışız. Sayın mahkememizden sayın yüksek mahkememize arz ve talep diye yazıyorlar. Talep ettiği noktaya bak, geldiği noktaya bak. Daha yargıdaki ilk mahkemedeki kişi. Bizde bu duruma ses çıkarmamışız sonuçta bizi onore ediyor. Bizim yaptığımız zaten onore bir görevdir. Kimse bize yüce ve yüksek demekle biz yüksek ve yüce olmuyoruz. Biz bu mesleğe taşımak suretiyle zaten bu içimizde var. O halde buna gocunmamak lazım.

“YÜCE DİVAM KURULURKEN GÖKTEN HAZRETİ İSA İNİYOR SANDIM”

Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan Salonu’nda yapılan kuruluş yıl dönümü törenlerine de göndermede bulunan Karakullukçu, tören sırasında “yükseklerden bir tıkırtı” duyduğunu anlattı.

Karakullukçu, tören sırasında ise yaşadığı olayı söyle anlattı:

“Toplandık protokolün ön sırasındayız. Anayasa Mahkemesi Başkanı değerli konuşmalarını aktarmaya başladılar. Kürsüde 10-15 dakika geçti. Konuşması sırasında tavandan bir tıkırtı sesi geldi. Dedim herhalde gökten Hazreti İsa iniyor. Sonra kafamı kaldırdım baktım bir surete benzer, bizim arkadaşlara benzer bir grup var. Yanımda Yargıtay Başkanı da vardı. Sayın başkanım dedim; bunlar bizim arkadaşlar değil mi? ‘Evet’ ya bizim arkadaşlar dedi. Bunlar gökte ne arıyorlar dedim. Bunların oturma tarzı böyle bilmiyor musun dedi. Yüce Divan kuruluyor, buraya bende ilk defa geliyorum dedi. Sayın başbakanım sende böyle bir uygulama var mı dedim. Ya başbakanım nediyorsun sen, bende doğru düzgün duruşma salonu yok, sen neden bahsediyorsun dedi. Sonra ben kendi kendime düşündüm, zaten ben yerdeyim, benim arkadaşlarım da yerde… Bende de böyle bir uygulama yok, Yargıtay’da da böyle bir uygulama yok. Bizim alınacak bir tarafımız da yok. Sonra dedim ki yüksekte olanlar düşünsün. Biraz sohbet ediyorum kusura bakmayın tarzım bu ne yaparsınız.”

“EL YORDAMIYLA ADALET DAĞITIYORUM”

Görevde bulunduğu sürede Danıştay’da gerçekleştirdiklerini anlatan Karakullukcu, ‘güç bela cübbe yaptık işte’ dedi. Cübbe yenileme işini beğenenlerin olduğunu ve beğenmeyenlerin de olduğunu belirten Karakullukcu, adaletin simgesi teraziyi de Danıştay amblemine koymayı düşündüklerini aktardı.

Karakullukcu, “Dedik en ilkel toplumlarda bile bu yargının temsil şeyidir. Demokratik toplumlarda bu teraziyle birlikte iftihar edilir, baktığınız zaman nerede bir terazi var insanlar o zaman burada eyvah adalet var diyor. Bizim de bir terazimiz olsun canım biz yüksek yargı değil miyiz dedim. Bir yereye koyalım dedik teraziyi oraya koyalım dedik olmadı, buraya kolayım dedik olmadı. Arkadaşlarımıza sorduk hukukçuya görüş sorulur mu? Bir kere sorduğunuz zaman yandınız. Sorduğuma soracağıma pişman oldum. Yapamadık, arkadaşlar teraziyi koyamadık. Şimdi bana soruyorlar siz yüksek mahkemesisiniz e sizin niye teraziniz yok. Efendim teraziye gerek yok, niye gerek yok, yok işte. Peki niye yok ama diye soruyorlar yav kardeşim biz o kadar güzel dağıtıyoruz ki adaleti teraziye gerek yok. El yordamıyla göz önünde yapıyoruz bunu. Şimdi bunu niye söyledim değerli basın yazar yarın. Yarın manşetlerde olacak. Bu bitişik kelime yani iki manada da anlaşılır bu. Ne yapıyorum bu işi kerhen yapıyorum gibi veya teraziye gerek yok biz bu işi gözümüz kapalı olarak yaparız bu anlamda söylüyorum. Siz nasıl anlarsınız bilemiyorum” diye konuştu.

“BİREYLERİN TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERDEN YARARLANABİLMELERİ İÇİN ŞART SÜRÜLMESİ KABUL EDİLEMEZ”
Bunların varlığı ve kullanılması için ayrıca bir kanunu düzenlemeye ya da idari izne gerek olmadığını aktaran Karakullukcu, “Bireylerin temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri için belli şartların ileri sürülmesi yada belli koşulların oluşmasının beklenmesi kabul edilemez. Aynı biyolojik yapıya ve isteklere sahip olan bireyler, bazı devlerde özgürlüklerden ve onların nimetlerinden serbestçe yararlanabilirken, bazılarında ise bu anlamda bir yoksunluk hali yaşanmaktadır. Söz konusu yoksunluğun bu topraklarda insanlara yaşatılmasına artık olanak verilmemelidir. Özgür ve açık toplumlarda yaşanan birey, hangi ölçüde insan haklarından yararlanabiliyorsa, bu ülke insanının da en az bu seviyede bunlara sahip olması gerekir. Hiçbir gerekçe ve mazeret bu yoksunluk halinin devamını meşrulaştıramaz” diye konuştu.

“İNSAN HAKLARINDA ARZULANAN SEVİYEYE ULAŞILAMADIĞI BİR SIR DEĞİL”

İnsan hakları seviyesinin yükseltilmesi için yasama ve yürütmede büyük değişiklerin yaşandığına dikkat çeken Karakullukcu, buna karşın, bu adımların bir bütün olarak devletin tüm organlarına yansıtılamaması nedeniyle insan haklarında arzulanan seviyeye ulaşılamadığının bir sır olmadığını kaydetti.

“YARGI, HAK VE ÖZGÜRLÜK TALEPLERİNİN BASTIRILMASINA DUYARSIZ KALMIŞTIR”

İnsan haklarının bir ülkede yerleşmesi, korunması ve geliştirilmesi konusunda yargının etkin rol oynadığını vurgulayan Karakullukcu, yargıya düşenin, kamu kudreti tarafından tesis edilen işlem ve eylemleri, bir kez de hak ve özgürlükler açısından değerlendirildiğini ifade etti. Karakullukcu, “Bu anlamda denilebilir ki, yargı hak ve özgürlükleri hassasiyetle öncelemesi gereken bir erktir. Tüm demokratik devletlerde yargıya verilen ve ondan beklenen işlev de budur. Ne yazık ki ülkemizde yargı, bu temel grevini uzun zaman yerine getirmemiştir. Yargı, özgür toplumlarda yer alan örneklerinin aksine hak ve özgürlük taleplerinin bastırılmasına duyarsız kalmıştır. Bir öz eleştiri olması adına söylemek istiyorum ki, yargı, meşru ve barışçıl hak ve özgürlük taleplerinin yanında yer almamıştır. Bu yaklaşımın, yargı organlarına kısa sürede silinemeyecek bir itibar kaybı verdiği açıktır. Ancak insan haklarının bu şekilde kısıtlanmasının olumsuz sonuçları sadece hukuk alanıyla sınır kalmamıştır. Yargının verdiği bu kararlar nedeniyle toplumun gelişmesi yavaşlamış, demokratik değerler zayıflamış, bireylerin geleceğe yönelik beklentileri azalmış ve adeta toplum bir bütün olarak ümitsizliğe itilmiştir” dedi.

“ARTIK YARGI ORGANLARI ÖZGÜRLÜKLERİN KORUNMASI KONUSUNDA ÇOK DAHA KARARLI”

2010 yılında Anayasada yapılan değişikliklerle yangının bu yaklaşımının değiştiğini, toplumun hak ve özgürlük arzusu yargıda da karşılık bulduğunu dile getiren Karakullukcu, artık yargın organlarının özgürlüklerin korunması konusunda çok daha kararlı olduğunu belirtti. Danıştay ve idari yargı olarak, başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi koruma sistemi olmak üzere, evrensel insan hakları hukukunun gereklerini yaptıklarını kaydeden Karakullukcu, Danıştay’ın özgürlükler lehine verdiği kararları, bu işlevinin bir gereği olarak değerlendirmenin doğru olacağını vurguladı.

“AKİLLEŞTİRİLMİŞ GÜÇ, GÜVENLİKLE İLGİLİ SORUNLARA TEK BAŞINA ÇÖZÜM SUNAMAZ”

Devletin birincil varlık nedeninin toprakları üzerinde yaşayan bireylere bir güven ortamı sunmak olduğunun altını çizen Karakullukcu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Devletin bu görevini bin an bile olsun ihtimal etmesi ve ötelemesi düşünülemez. Güvenliğin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetlerin, bazen bireylerin özgürlüklerinde kısıtlama sonucunu doğurması mümkündür. Bununla birlikte, özgürlüklerin kısıtlanmasına meşru bir dayanak olan güvenliğe yönelen tehlikelerin, gerçek ve aktüel olup olmadığının iyi değerlendirilmesi gerekir. Farazi tehlikelere dayanılarak hak ve özgürlüklerin kısıtlanması yoluna gidilmemelidir. Yeterli bir analiz yapılmadan, kurgusal olarak üretilen tehlike algısı üzerinden özgürlüklerin kısıtlanmasına, Türkiye uzun yıllar tanıklık etmiştir. Tehlikelerin ölçüsüz büyütülmesinin varacağı sonuç, özgürlüklerin lüks olarak algılanmasıdır. Uygarlık tarihi, bir toplumda özgürlüklerin kısıtlanması ile güvenlik sağlanamayacağını bize öğretmektedir. Zira bireylerin, özgürlüklerin keyfi kısıtlanmasına uzun süre katlanmaları mümkün değildir. Böyle bir toplumda gelişme durur, yenilik üretilemez, kargaşa ve kaos baş gösterir. Özgürlükçü toplumlarda istikrarın, baskıcı toplumlarda ise şiddetin devamlılık göstermesi bunun sonucudur. Çevremizdeki ülkelere baktığımızda, bunların somut örnekleri ile karşılaşmak mümkündür.

Danıştay ve idari yargı olarak, temel hak ve özgürlükleri bir seferberlik içinde tekrar gündeme almamız, bu kapsamda pek çok projeyi hayata geçirmemiz, mensuplarımız arasında farkındalığı arttırmamız, kararlarda uluslar arası standartları yakalamaya çalışmamız, özetle insan hakları konusunda evrensel bir yaklaşım ortaya koymaya çalışmamız bu nedene bağlıdır. Akilleştirilmiş güç, güvenlikle ilgili sorunlara tek başına çözüm sunamaz. Huzur ve güven ortamında, kalpler yumuşar, farklılıklar çatışma aracı olmaktan çıkar, sağduyu hakim olur ve milletin kaynaşması sağlanır. Bu durum, devlet otoritesine de katkı sunar. Bundan dolayı, devletin yürüttüğü çözüm sürecinin bizlere daha fazla zenginlik, adalet ve insan hakları şeklinde olumlu yansıyacağı kanaatindeyiz.”

“İDARİ YARGIDA İSTİNAF MAHKEMELERİ DERHAL KURULMALIDIR”

Adalet hizmetinin süratle verilmesi gerektiğinin altını çizen Karakullukcu, Danıştay olarak dosyaların süratle karara bağlanması için ellerinden gelen çabayı gösterdiklerini belirtti. Karakullukcu, “Meslek mensuplarımız, savcılarımız ve tetkik hakimlerimiz, adaletin hızlı bir şekilde sonuçlanabilmesi için büyük gayret göstermektedirler. Bu çabaların olumlu sonuçları alınmıştır. Danıştay’ın 2010 yılında karar bağladığı dosya sayısı 90 bin ve 2011 yılında 110 bin civarında iken, bu sayı 2012 yılında 140 bin olmuş ve tüm yıllar içindeki en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu sayı ile Danıştay, örneği 2044 yılına göre karar sayısını yüzde 60 oranında arttırmıştır. Danıştay 2013 yılında gelen dosyadan daha fazla karar verir duruma gelmiştir. Bu da idari yargı alanında, bugüne kadar yapılan reformların yerinde olduğunu göstermektedir. Yargılamanın daha da hızlanması için Danıştay’ın çabalarının yeni reformlarla desteklenmesi gerekir. Bu bağlamda, idari yargıda istinaf mahkemeleri derhal kurulmalıdır. İstinafın kurulması adli yargıya göre daha kolay olacaktır. 1982 yılında kurulan bölge idare mahkemeleri, istinaf mahkemeleri olarak yeniden yapılandırılabilir. Bunun için saygılarının azaltılması, yetkilerinin ise arttırılması gerekir. Öte yandan, geçmişte çokça örneği görüldüğü gibi, aynı maddi ve hukuki sebepten doğan ve birbirine emsal olan çok sayıda dosya Danıştay’ın önüne gelmekte, Danıştay bu uyuşmazlıklarda aynı kararı vermekte, bu da zaman ve emek kaybına neden olmaktadır” şeklinde konuştu.

“ADALET, HIZLI YAPILACAK YARGILAMAYA KURBAN EDİLEMEYECEK KADAR DEĞERLİDİR”

Karakullukcu, seri dava ve filtreleme usulüne ilişkin yasal değişikliklerin bir an önce yapılmasının gerektiğini belirterek, “Böylece, birbirinin emsali olan dosyaların tümünün Danıştay’a gelmesi önlenmiş olacaktır. Bununla birlikte, Danıştay, önüne gelen dosyaların sadece hızlı bir şekilde sonuçlanmasına önem vermemektedir. Ancak hızlı yargılama yapabilmek için gerek karar verme süreçlerinde gerek ise karar yazım tarzında bir takım yeniliklere gidilmiştir. Bunların bir kısım eleştirile neden olduğu da bilgimiz dahilindedir. Buna karşın, yapılan bu yeniliklerin ve iyileştirmelerin Danıştay’ın adil ve nitelikli karar verme ilkesinden ödün olmadığını da rahatlıkla ifade edebilirim. Zira adalet, hızlı yapılacak yargılamaya kurban edilemeyecek kadar değerlidir” dedi.

“YARGI OLARAK BİZLERİN, İDARENİN KANUNLARLA VERİLEN YETKİLERİNE MÜDAHALE ETMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR”

İdari yargı yetkisinin bir sınırı olduğunu dile getiren Karakullukcu, konuşmasına şöyle devam etti:
“Buna göre, yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. Bu nedenle, Danıştay ve idari mahkemelerin, idarenin yerine geçmesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Şayet bu yönden örnek varsa, yanlış ve istisnai uygulama olduğunun bilinmesi gerekir. Danıştay ve idari yargı olarak bizlerin, idarenin kanunlarla verilen yetkilerine müdahale etmesi mümkün değildir. Hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye aykırı olacak böyle bir yaklaşım içinde olunamaz. Aksine, yargılamadaki sorunları çözmeye ilişkin süreçle, idarenin katılmasına imkan sunuyoruz. Zira idare yargıda davalı her zaman iradedir ve idarenin desteği olmaksızın sorunların bütünüyle giderilmesi zordur. Bu kapsamda, idarelerle pek çok ortak proje yürütme imkanımız oldu. Bununla kamunun yersiz yere emek, zaman ve kaynak kaybının önlenmesi amaçlanmıştır. Ancak yargı olarak bizim de idareden beklentilerimiz bulunmaktadır. İdarenin Danıştay kararlarını takip etme ve ona göre faaliyette bulunmasını beklemekteyiz. Kuşkusuz, her hüküm ancak o somut olayda bağlayıcı olur. Bununla birlikte istikrar kazanmış kararlarımız, idarece tüm emsal olaylara uygulanmalı ve bunların tekraren davaya dönüşmesine engel olunmalıdır.”

Yapılan konuşmaların ardından Danıştay’dan emekli olan mensuplara plaketleri TBMM Başkanı Cemil Çiçek tarafından verildi.